HAREKETE GEÇİŞ
Akıl, Beden ve Ruh İstikameti
Çoğu zaman 'kişisel gelişim' olarak adlandırılan ancak tarafımca daha derin bir anlam taşıyan 'fikir geliştirme'; insanın kendinden kendine üretme yetkinliğinin olgunlaşma sürecidir. Sürecin fiiliyata dönüşmeden önceki safhasının son basamağı olan harekete geçiş; duyularımızın ruhumuzdaki canlılıkla uyumuna, bireyselliğimizin kolektif şuuru tetiklemesine ve karar mekanizmamızın, düşüncelerimizi şekillendiren nöronal bağlantılar arasındaki sessiz ve sürekli iletişimle beslenmesine entegredir. Anlamlarından biri yola çıkma olan hareket kavramının ontolojik olarak değerlendirebileceğimiz bir diğer manası da, bir fikri yerleştirmek üzere girişilen daha doğrusu girişim için meydana gelen o canlılık durumudur. Duyunun ruha ulaşabilmesi için hassalarımızın (beş duyu) nitelikli koordinasyonuna ihtiyaç vardır. Bu, yerinde ve anlamlı farkındalık sahibi olmak anlamına da gelebilmektedir. Buradan hareketle fıtri olarak bizlere bahşedilen ruh tazeliğini ve canlılığını bu anlamlı farkındalıkla birlikte yürütmek, hem bireysel hem de toplumsal yaşam içindeki bize en yakın ve belki de en uygun yeri (mesleki, ailevi, örgütsel olabilir) belirlememizde yardımcı olacaktır. Bu duruma bir de zahirden batına (özden köke) doğru gerçekleşen bir iletişim şeklini dahil etmek ya da gayret etmek; aklen bedenen ve ruhen harekete birlikte geçişin yolunu öğretecektir.
Karar Yorgunluğu&Bilişsel Yük
Aklen, Bedenen ve Ruhen Harekete Geçiş’in birlikte ve bir arada harekete geçmesi demek; yalnızca sözel düzeyde kalan bir geçiş olarak değil, aynı zamanda yaşamın bireysellikle kimlik ve kişilik oluşturma ile başlayan, akabinde bireysel anlayışımıza (dünyamıza) sonrasında da ilişki ve iletişim alanında atacağımız adımlardaki sağlamlılığa ve kararlığa dönüşmesi demektir. Aslında tüm bu tanımlamalar dünya hayatındaki duygu ve düşüncelerimizin algoritmalarıdır. Biz insanoğlu bu algoritmaları önce tanımlar sonra da kullanmak üzere toplumdaki bileşenleriyle bir araya getiririz. Ancak bu bileşenler zaman zaman psikolojide de “decision fatigue” olarak tanımlanan karar yorgunluğu ve “cognitive load” olarak bilinen bilişsel yük” ağırlığını beraberinde getirebilir. İşte bu noktada yukarıda belirttiğim akıl, beden ve ruh bütünlüğünün ve harekete geçişinin bir arada aynı dönem içerisinde gerçekleşebilmesi, harekete geçiş sistemimize doğru sinyal ve farkındalığı iletmemizi kolaylaştıracak ve ortaya memnun eden pozitif davranış modelleri çıkaracaktır. Çünkü harekete geçiş bir noktada da; yürütücü işlevler (executive functions), iradi eylem (volition) ve eylem başlatma (action initiation) mekanizmalarının; motivasyon, duygu ve beden sistemleriyle bütünleşerek düşüncenin davranışa dönüşmesini sağlayan nörobilimsel süreçleridir. Bu sebepten her döngü her yöneliş ve her yön kendine biriciktir. Harekete geçmenin bu yazıdaki anlamını, siz değerli okuyucu; kendiniz karar verecek ve hayatınızın hangi dönemindeyseniz, döneminizin koşullarına göre o anlam üzerine bağlam yapacaksınız. Nörobilimci Karl Friston bir sözünde der ki: Bir düşüncenin kaderi, hangi nöronun ateşlediğine bağlıdır. Çünkü düşüncelerimiz duygularımıza, duygularımız da fiillere dönüşür; bu da bizi kimliğimize götürür. Asıl marifet ve zenginlik; bizi harekete geçirecek olan kimliğin inşasındaki temellere, zaruri ve tabii olanın dışında; dönüştürüp değiştirebileceğimiz, üstelik de yenilenebilir olarak hayata geçirebileceğimiz düşünceleri atabilmektir.
Peki Bunu Nasıl Başarabilir, Yöntemini Nasıl Bulup Geliştirebiliriz?
Bildiğimiz ve ezberimizde olan alışkanlıklarımız bizi kolay bir yaşam içinde kılar sanırız ama yanılırız. Onlar sadece sonucunu bildiğimiz düşünce ve fiillerimizdir. Hayatın içinde keşfe açık olan tüm alanları görmezden gelircesine. Oysa her yeni kelime yeni bir düşünce demektir. Yeni bir cümle yeni bir duygu demektir. Yeni bir fiil yeni alışkanlıklar demektir. Eskisinden daha sağlıklı bir metabolizma ve ruh mekanizması boyutunu edinmek istiyorsak öncelikli olarak, yapmak istediğimiz hareketin tanımını tayin etmeliyiz. Eğer ruh, bir duygunun tanımına katılım sağlayamıyorsa; elde var olan alışkanlıklar bile tat vermez olur. Tatminsizlik yaşayan ruh mutsuzdur, sönüktür. Hareket, canlılık kazanma yollarını belirlemekle ve bunu istemekle başlar.
Yön, yönelim ve yönlendirme insanın gerek bireysel gerekse toplumsal yaşamındaki en kıymetli üç donedir. Bu üç done; ancak akıl, beden ve ruh aynı istikamette buluştuğunda gerçek anlamını kazanır. Çünkü insanın yönü, yalnızca attığı adımlarla değil; o adımı hangi bilinçle hangi niyetle ve hangi iç canlılıkla attığıyla belirlenir.
Meslek Eğitimi Revizasyonunda da iki aşamalı olarak belirlediğim kendinden kendine üretkenliğin son basamağı olan Harekete Geçiş yöntemini birkaç cümle ile tanımlamaya gayret ettim. Sizler bu üretkenliğin içinde varlık gösteren bireyler olarak kendi çeşitliliğinizi yaşayıp göreceksiniz. Umarım ki her biriniz bu paylaşımlar vesilesi ile yeni fikirler, aksiyonlar ve oluşumlar içerisinde olursunuz.
Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi
www.ayseguluzgur.com adresi üzerinden bizlerle paylaşabilir,
iletişime geçmek için ınfo@ayseguluzgur.com'a yazabilirsiniz.




Yorumlar