top of page

Yaşam Döngüsü

Döngüsel Değerlendirmemizde: Sıradanlık, Sıra Dışılık, Sadelik


Hayat dediğimiz olgu çeşitlilik arz eder insan için. Çeşitlilik renktir, ahenktir hatta kimliktir. Kalıpların, tanımların, nedenlerin, niçinlerin dışındadır. Çoğu insan için seçme şansı, azınlıkta kalanlar için sıra dışılıktır. Bu, normalin değerleri arasında bir istisnadır. Çünkü duygusu anlaşılmaya kapalı, iklimi zor, yaşam alanı da neredeyse yoktur. O olmama ve azınlıkta olma düşüncesi aslında yaşanılan zorluğun ya da zor olarak tanımlanmaya mecbur bırakılan durumun bir parçasıdır.

Peki biz, normalin hangi parçasıyız?

Sıra dışı bir insan mı?

Sıradan bir hayatın içinden mi?

Yalnızlıkta mı sadelikte mi, hangisi olmayı seçiyoruz?

Çeşitliliğin hangi rengiyiz, istisna mıyız yoksa istiâzede miyiz?

Her insan yaşam döngüsünde bir yerdedir ve illaki bir alanı kaplıyordur. Kimi karakterinden kimi kaderinden kimi yaşam ikliminden kimi ise sıra dışılığından. Esasen sıra dışı olmak yalnız olmaktır. Hep normali özlemek, ona ulaşma arzusunda olmaktır. Çünkü normal, sadeliği ve sıradan bir hayatı barındırır. Tecrübelere açıktır. Hayatın sıradanlığını düşünmenin önüne geçen, tecrübelere yol açacak sadeliği barındırmayı sıra dışı görmektir. Önem arz edense, seçme şansı azınlık olma durumunu deneyimlemekten başka şansı olmama durumunun varlığıdır. İşte bu durum, kabullerin en ağırıdır.

Çünkü burada kabul etmeyi isteme ile etmeyi istemekten başka şansı olmama arasında ince bir çizgi vardır.

Çünkü hiçbir seçme şansı tek başınalık içermez.

Ne sıra dışılık ne sadelik ne yalnızlık ne de sıradanlık yek hali ile yaşanmaz. Parçası ve mensubu olduğumuz durum veya durumları düşünce, istek ve yönelişe aday göstererek bizler yönlendiririz. Ama yine de olması gereken, olması gerektiği gibi olur. Yaşarken duygusunu tecrübe edemediğimiz istisnai durumların hayat akışımızı değiştirdiğine inanmanın kaçınılmazlığı da, en az yaşlılık ve ölümün çaresizliğinden kaçılamadığı kadar kaçınılmaz bir çaresizliktir. Sarsıcı olan yaşanılan durum ve duygular değildir. Yaşam döngümüzde ve çizgimizde yaşayacağımız ve belirlenmiş olanla yüzleşmeye hazırbulunuşluk gösteremememizdir. İnsanın kendi çeşitliliğini, rengini, ritmini, ahengini kullanmayı öğrenememiş olmasıdır. Oysaki insan ne yaşarsa yaşasın, fıtrî olarak her zaman bir karşılığa mâliktir. Bu ritmik yaşam kompozisyonunda çeşitliliği yaşamına entegre etmeyi göze alan insan da zaten mensup olma yolunda kendisi için gerekli adımı atmış, bu adımın hayat akışında hangi normalin parçası olarak devam edeceğini kendisine göstermiş ve söylemiştir.


Duymak için;

Olması gerekenin, olması gerektiği gibi olduğunu tefekkür etmeye,

İlk adımı atmaya,

Harekete geçmeye en büyük arzu ve niyetle…

Yorumlar


bottom of page